Bil Perkins Die With Zero

Sıfırı Görmek Kitap Notları – 3

.
Bu yazı 6643 kelimeden oluşmaktadır ve okuma süresi yaklaşık 23 dakikadır.

Tekrar Merhaba!

Bill Perkins’in kaleme aldığı “Sıfırı Görmek” kitap notlarına kaldığımız yerden devam ediyor ve bugün bitiriyoruz. 

Notların birinci bölümüne buradan, ikinci bölümüne de buradan ulaşabilirsiniz.

Haydi, şimdi devam edelim…

Hayatı Dengele: Para, Sağlık ve Zamanın Dengesi

Bu bölümün ana kuralı şudur: Hayatınızı otomatik pilotta yaşamayın.

Yazar, kitabın başında anlattığı, gençliğinde patronu Joe Farrell’ın kendisine daha az cimri olması ve mevcut parasını harcaması gerektiğini söylediği hikayeyi hatırlatarak başlar. Patronu ona, gelecekte daha çok para kazanacağını bildiği için şu anda kazandığı parayı harcamamasının aptalca olduğunu söylemiştir.

Bu tavsiye sadece Joe Farrell’a özgü değildir. Birçok ekonomist, genç insanların parayı daha serbestçe harcamasının mantıklı olduğunu düşünür. Geleneksel olarak duyduğumuz “biriktir” tavsiyesinin aksine, genç yaşta tasarruf etmenin genellikle kötü bir fikir olduğunu savunurlar. Ekonomistler (örneğin Steven Levitt ve Milton Friedman), gençken kazanç gücünün artacağını ve bu nedenle şimdi biriktirmek yerine harcamak, hatta borç almak gerektiğini belirtirler.

Yazar, hayatın farklı evrelerinde bu dengenin sürekli değiştiğini fark ettiğini söyler. Çoğu kişisel finans tavsiyesinin aksine, sabit bir tasarruf oranının (örneğin gelirin %10’u veya %20’si gibi) herkes için doğru olmadığını ve kişinin yaşına veya finansal durumuna göre değişmesi gerektiğini savunur. Elizabeth Warren’ın popüler “50-30-20 kuralı” gibi basit formüllerin finansal istikrar için iyi olabileceğini kabul eder. Ancak amaç sadece hayatta kalmak yerine ömür boyu memnuniyeti maksimize etmek olduğunda, daha sofistike bir denge düşünme biçimi gerektiğini belirtir. 22 yaşındaki birinin tasarruf yüzdesinin 42 veya 52 yaşındakiyle aynı olmaması gerektiğini vurgular.

Bu sabit harca-biriktir oranının neden yanlış olduğunu açıklar: çünkü bu, yaşam enerjisinin optimal olmayan bir tahsisidir. Gençken %20 tasarruf etmenin, gelecekte daha çok kazanma beklentisi varken “çılgınca” olduğunu tekrarlar. Ancak yaşlandıkça, gelirinizin düşeceği veya masraflarınızın artacağı zamanlar için tasarruf etmeniz gerektiğini de belirtir. Bu zaman geldiğinde, çok fazla biriktirmek (bir daha asla yaşayamayacağınız deneyimlerden vazgeçmek anlamına gelir) veya çok az biriktirmek (gelecekteki sizi mahrum bırakmak anlamına gelir) istemezsiniz. Amaç, mevcut durumdan keyif almak ile iyi bir gelecek sağlamak arasında optimal dengeyi sağlamaktır.

Yazar, ölüm gününüzü bilseydiniz, her gününüzü farklı harcayacağınız fikrini kullanarak denge mantığını açıklar. Ölüm döşeğinden geriye doğru giderek, tekerlekli sandalyeden emekliliğe, otuzlu ve yirmili yaşlara kadar her yaşta yaşamınızı harcama biçiminizde ince değişiklikler olması gerektiğini söyler. Binlerce günden bahsedince bu mantığın unutulduğunu ve insanların sanki “sonsuzluk” varmış gibi davrandığını belirtir. Ancak kimsenin sonsuzluğu olmadığını hatırlatır.

Hayattan en iyi şekilde yararlanmak için ihtiyaç duyulan üç temel unsurdan bahseder: sağlık, boş zaman ve para. Sorun bunların nadiren aynı anda bir araya gelmesidir.

Genç insanlar: Bol sağlık ve oldukça boş zamanları vardır, ancak genellikle paraları azdır.

Yaşlı insanlar (60’lar, 70’ler ve sonrası): Bol zamanları (ve genellikle gençlerden daha çok paraları) vardır, ancak sağlıkları azdır ve bu nedenle paranın veya zamanın tadını çıkarma yetenekleri azalmıştır.

Orta yaşlar (30’lar, 40’lar, 50’ler): Genellikle sağlık ve paranın iyi bir kombinasyonuna sahiptirler. Ancak zaman sıkıntısı ile karşı karşıyadırlar, özellikle çocukları varsa. Bu zaman sıkıntısı, pozitif yaşam deneyimleri edinmedeki en büyük engeldir.

Yazar, her yaşta en fazla pozitif yaşam deneyimi elde etmek için hayatınızı dengelemeniz gerektiğini ve bunun bol olan kaynağı (örneğin para) kıt olan diğerleri (örneğin sağlık veya boş zaman) için takas etmeyi gerektirdiğini söyler.

Sağlığın Paradan Daha Değerli Olması: Hiçbir şeyin, herhangi bir yaşta, deneyimlerden keyif alma yeteneğiniz üzerinde sağlığınızdan daha büyük bir etkisi olmadığını vurgular. Sağlığın aslında paradan çok daha değerli olduğunu, çünkü hiçbir miktarda paranın çok kötü sağlığı telafi edemeyeceğini, oysa sağlığı iyi olan ancak parası az olan insanların hala birçok harika deneyim yaşayabileceğini belirtir. Sağlığın, ömür boyu memnuniyet eğrisinin boyutunu etkileyen en büyük faktör olduğunu, simülasyonların küçük bir kalıcı sağlık azalmasının bile ömür boyu memnuniyet skorunda büyük bir azalmaya yol açtığını gösterdiğini söyler. Kötü sağlığın bileşik bir etkisi vardır. İyi haber ise, sağlığınızı şimdiden küçük adımlarla bile iyileştirmenin (sadece %1 bile olsa) toplam deneyim puanınızı önemli ölçüde artıracağıdır. Önleyici adımlar (doğru beslenme, egzersiz) sağlığınızı mümkün olduğunca uzun süre yüksek tutmanıza yardımcı olur ve her deneyimi daha keyifli hale getirir.

Zamanınızı Değersizleştirmeyin (Parayı Zaman İçin Takas Edin): Daha dengeli bir yaşam yaratmak için gördüğü diğer büyük fırsatın parayı boş zaman için takas etmek olduğunu söyler. Bu taktiğin en büyük etkisinin genellikle para zamandan bol olduğunda, yani orta yaşlarda görüldüğünü belirtir. Çamaşır yıkama örneğini kullanarak bunu açıklar: Saatlik net kazancınız 40 dolarsa ve çamaşır yıkama haftada iki saatinizi alıyorsa, bu 80 dolar değerindedir. Profesyonel bir hizmetin 50 dolara veya daha ucuza yapması, zamanınızın değeri göz önüne alındığında kesinlikle buna değerdir. Yazar, hoşlanmadığınız görevleri yaptırmanın sadece zaman baskısını azaltmakla kalmadığını, aynı zamanda negatif yaşam deneyimlerini azaltıp pozitif yaşam deneyimlerini artırdığını (çünkü artık daha fazla zamanınız var) ve bunun sizi daha mutlu edeceğini söyler.

Geçmişteki dengesizliğin (örneğin gençken sadece para kazanmaya odaklanıp deneyimleri kaçırmak) pişmanlık yaratabileceğini kabul eder. Bu yılları geri alamasanız da, şimdi hayatınızı yeniden dengelemeye çalışabileceğinizi ve hala sağlığınız yüksekken şimdi daha fazla deneyim edinmeye odaklanmanız gerektiğini belirtir.

Bazı deneyimleri ertelemenin (“Bunu mu yapmayı tercih ederim?”) mantıklı olup olmadığını düşünür. Bazı deneyimlerin tekrarlanabilir olduğunu ve ertelemenin daha iyi bir versiyonunu (örneğin 20 yerine 40 yaşında Las Vegas’ı deneyimlemek) satın almanıza olanak tanıyabileceğini belirtir. Ancak, yaşlandıkça bir deneyimi ertelemeye olan isteğinizin azalması gerektiğini söyler.

Optimal Dengeyi Bulma ve Uygulama: Yazar, yaşam boyunca harcama ve biriktirme dengesini kurmaktan bahsettiğini ve bu dengenin yaşa göre değiştiğini tekrarlar. Bireysel durumları dikkate alarak optimal harcama planını belirleyebilecek bir bilgisayar programına, yani kendi geliştirdiği Die with Zero uygulamasına ihtiyaç duyduğunu belirtir. Uygulamanın, kişinin sağlığı, boş zamanı, harcamaları, gelir artışı ve yatırım getirileri gibi birçok değişkeni dikkate alarak en yüksek memnuniyet skorunu veren optimal planı hesapladığını açıklar. Bu uygulamanın, kitabın prensiplerini daha kesin ve matematiksel bir şekilde uygulayarak yaşam enerjisinden en iyi şekilde yararlanmaya yardımcı olduğunu söyler. Amacın, ömür boyu memnuniyeti maksimize etmek olduğunu ve bunun için parayı kazanma ile deneyim edinme arasındaki doğru dengeyi bulmak gerektiğini belirtir.

Sonuç olarak, bölüm, hayatın farklı evrelerinde sağlık, boş zaman ve para kaynaklarının nasıl değiştiğini anlayarak, bu kaynakları bilinçli bir şekilde dengelemeye odaklanmak gerektiğini savunur. Basit ve sabit tasarruf kurallarının aksine, optimal dengenin kişiden kişiye ve zamana göre değiştiğini belirtir. En büyük etkiyi yaratan sağlık ve zamanın değerini vurgular ve parayı sağlık ve zaman için takas etme stratejilerini sunar. Kitabın ana temasına uygun olarak, hayatı otomatik pilotta yaşamaktan kaçınarak, bilinçli ve dengeli seçimler yaparak ömür boyu memnuniyeti maksimize etmenin önemini anlatır.

Hayatı Zaman Kovalarına Ayırmak

Yazar, bölümü, kızlarının küçükken birlikte severek izledikleri bir film örneğiyle başlatır. Kızının bir gün filmi artık izlemek istemediğini söylemesiyle, bazı şeylerin sadece belirli bir yaşta mümkün olduğunu fark ettiğini anlatır. Bu tür fırsatların ne zaman sona ereceğine dair kesin bir tarih olmadığını ve insanlar bu şeyler ortadan kaybolana kadar genellikle bu geçişleri düşünmediklerini belirtir. Çoğu insanın bazı şeylerin sonsuza dek süreceğini varsaydığını, ancak durumun böyle olmadığını vurgular.

Bu kitabın, hepimizin öleceği ve yaşlandıkça sağlığımızın giderek azalacağı “acı, soğuk gerçek” üzerine kurulu olduğunu yineler. Ancak, yaşam şeklimiz üzerinde önemli etkileri olan, “ölmenin” daha az bariz bir gerçeğinden bahseder: Hayatlarımız boyunca çok sayıda “ölüm” yaşarız. Yazar, bu “mini ölümler” kavramını açıklar: İçinizdeki gencin, üniversite öğrencisinin, bekar kişinin, bebek ebeveyninin versiyonunun ölmesi gibi. Bu mini ölümler bir kez gerçekleştiğinde geri dönüş olmadığını söyler. Herkesin ilerlemeye devam ettiğini, yaşamın bir aşamasından diğerine geçtiğini belirtir. Bu “ölüm ve kasvet” gibi görünse de, yaşanacak ve tadı çıkarılacak ve maksimize edilecek çok sayıda hayatımız olduğunu ifade eder.

Yaşamın tüm bu geçiş evrelerinin nihai olarak sona ermesi nedeniyle, bazı deneyimleri yalnızca belirli bir süre erteleyebilirsiniz; aksi takdirde bu fırsat penceresi sonsuza dek kapanır. Yazar bunu, farklı havuzları olan büyük tatil köylerine benzetir: küçük çocuklar için sığ havuz, gençler için kaydıraklı havuz, sadece yetişkinlere özel havuz vb.. Her havuzda istediğiniz kadar kalabilirsiniz, ancak sadece o havuzun belirli kurallarına uyarsanız.

Bu gecikmiş tatmin ve pişmanlık sorununun sadece hayatın sonunda değil, yaşamınızın her döneminde ortaya çıkabileceğini belirtir. Örneğin, sözde daha parlak bir gelecek uğruna çok fazla fedakarlık yaparak lise eğlencesini kaçıran kitap kurdu genç veya sürekli terfi peşinde koşarak çocuklarıyla yeri doldurulamaz deneyimleri defalarca atlayan orta yaşlı baba örneklerini verir. Bazen insanlar hatalarını fırsat penceresi kapanmadan hemen önce fark ederler (örneğin çocuklar evden ayrılırken), bazen de farkındalık, pişmanlık dışında bir şey yapmak için çok geç kaldıklarında gelir.

Yazar, tüm bu ölüm ve pişmanlık konuşmalarının moral bozucu göründüğünü kabul eder. Kaybedileceklerin farkındalığını artırmanın, aslında sizi daha mutlu edebileceğini söyler. Üniversite birinci sınıf öğrencileriyle yapılan bir deneyden bahseder: Bir grup öğrenciden 30 gün içinde çok uzağa taşınacaklarını hayal etmeleri ve kalan zamanlarını (kolejdeki özel insanları ve yerleri değerlendirerek) buna göre planlamaları istendi. Diğer kontrol grubu ise sadece günlük aktivitelerini takip etti. Tahmin edilebileceği gibi, ilk gruptaki öğrenciler 30 günün sonunda daha mutluydu. Sınırlı zamanları olduğunun bilinçli farkındalığı, zamanlarını daha iyi değerlendirmelerine yardımcı oldu.

Bu etkinin bir versiyonunu, yeni bir yerde tatildeyken hepimizin deneyimlediğini söyler. Turistler olarak zamanlarının sınırlı olduğunu bilirler ve bu nedenle o yere özgü deneyimleri (görülecek yerler, turlar, aktiviteler) sığdırmak için plan yaparlar. Arkadaşları ziyaret ederken her anın tadını çıkarmaya çalışırlar. Zamanlarını, kıt bir kaynak olarak gördükleri için tam ve bilinçli bir çaba harcarlar. Bunun, genellikle evdeyken yaptıklarından farklı olduğunu, zira evdeki sıradan şeyleri çantada keklik gördüğümüzü belirtir. Meşgul olmamızın yanı sıra, evde zaman aciliyeti olmadığını hissederiz ve müzeyi, plajı veya arkadaşı “başka zaman” ziyaret edebileceğimizi düşünürüz. Sonuç olarak, zamanımızı boşa harcarız; bir şey bol ve sonsuz hissettirdiğinde, onu her zaman değerli görmeyiz. Ancak gerçek şu ki, yaşamın her aşamasında harcadığınız zaman o kadar da bol değildir ve kesinlikle sınırsız değildir.

Kitabın diğer konularının aksine, her birinde sınırlı sayıda gün bulunan sonlu aşamalara sahip olma fikrinin parayla hiçbir ilgisi olmadığını belirtir. Her bütçede var olan deneyimlerden (örneğin belirli bir patika yürüyüşü veya çocuklarla bir yer ziyareti) bahseder. Bu yaşam evrelerinin farkındalığını artırmak ve istediğiniz deneyimleri planlamak için basit bir araç önerir: Zaman Kovaları (Time Buckets).

Zaman kovaları, hayatınızın genel hatlarıyla neye benzeyeceğini keşfetmek için basit bir araçtır. Yapmanızı önerdiği şudur: Şimdi ile mezarınız arasına bir yaşam çizgisi çizin ve bunu beş veya on yıllık aralıklara bölün. Bu aralıkların her biri (örneğin 30 ila 40 yaş arası) bir zaman kovasıdır. Ardından, yaşamınız boyunca kesinlikle sahip olmak istediğiniz temel deneyimleri (aktiviteleri veya olayları) düşünün. Bunları bir liste halinde yazmanın çok yardımcı olduğunu söyler. Liste eksiksiz olmak zorunda değildir ve para konusunda endişelenmeyin; para şu noktada genel hedeften yani hayatınızın neye benzeyeceğini hayal etmekten alıkoyan bir dikkat dağıtıcıdır. Liste, yaşam deneyimleriniz sizi siz yaptığı için sizin benzersiz ifadeniz olacaktır.

Listenizi oluşturduktan sonra, umarak yapacağınız her şeyi, her deneyimi ideal olarak ne zaman yaşamak istediğinize bağlı olarak belirli kovalara bırakmaya başlayın. Örneğin, hayatınız boyunca 50 kez kayak yapmak istiyorsanız, bu kayak günlerini hangi on yıllık veya beş yıllık kovalarda yapmak istediğinizi düşünün. Burada da henüz para hakkında düşünmeyin; bunun yerine, her deneyimi hayatınızın hangi noktasında gerçekten yaşamak istediğinizi düşünün. Bazı kovaya yerleştirme kararlarının diğerlerinden daha kolay olacağını ve zaten yaşamınız boyunca yaşamak isteyeceğiniz harika deneyimler hakkında iyi bir fikre sahip olduğunuzu belirtir.

Genel olarak, zaman kovaları yaklaşımını kullanmanın, bazı deneyimlerin belirli yaşlarda daha iyi yapıldığını fark etmenizi sağlayacağını söyler. Dağ tırmanışı ve yüksek sesli konserlere katılmak gibi fiziksel olarak daha zorlu aktivitelerin genellikle yaşam çizgisinin sol tarafına (gençlik yıllarına) düştüğünü belirtir. 80 yaşında çok fazla kayak yapamayacağınızı, ancak istisnaların olduğunu kabul eder.

Bu kova egzersizini yaparken, her şey için bir mevsim olduğunu kendi kendinize göreceğinizi söyler. Bazı arzu edilen deneyimlerin diğer deneyimlerle çelişebileceğini veya yapmak istediğiniz bazı aktivitelerin, onlar için şimdi plan yapmaya başlamadığınız sürece hiç gerçekleşmeyeceğini fark edebilirsiniz. Bu listenin, genellikle “ölmeden önce yapılacaklar listesi” olarak adlandırılan listenin tersi olduğunu belirtir. Geleneksel “ölmeden önce yapılacaklar listesi”nin genellikle yaşlı bir birey tarafından, ölümlülükle yüzleştiğinde, henüz yapmadığı ancak şimdi zamanı dolmadan çabucak yapması gerektiğini hissettiği aktiviteleri sıralayarak oluşturulduğunu açıklar. Buna karşılık, hedefleri zaman kovalarına ayırarak, hayatınıza çok daha proaktif bir yaklaşım benimsediğinizi söyler. Zaman kovaları proaktiftir ve hayatınızı planlamanıza olanak tanır; “ölmeden önce yapılacaklar listesi” ise zamana karşı ani bir yarış içinde çok daha reaktif bir çabadır.

Bazı deneyimlerin diğerlerinden daha esnek olduğunu fark edeceğinizi belirtir (örneğin, kütüphaneleri ziyaret etmek, klasik filmleri izlemek, roman okumak ve satranç oynamak ileri yaşlara kadar yapılabilir; bir gemi yolculuğu her yaşta keyifli olabilir). Ancak, zaman kovalarınızı doldurmaya başladığınızda, hayatta yaşamak istediğiniz deneyimlerin yaşlara eşit şekilde dağılmadığını, bunun yerine doğal olarak belirli dönemlerde kümelendiğini göreceksiniz. Para faktörünü hala göz ardı ediyorsanız ve öncelikle sağlığa ve boş zamana odaklanıyorsanız, bu kümelenmenin muhtemelen sola (gençlik yıllarına) doğru eğileceğini, çünkü deneyimlerin çoğunu en yüksek sağlığa sahipken ve ebeveynliğin kısıtlamalarından önce yaşamak isteyeceğinizi söyler. Hayat planınız çocukları içeriyorsa, onlarla yaşamak istediğiniz deneyimlerin biraz daha geç, muhtemelen otuzlu ve kırklı yaşlarınız civarında bir zirve oluşturacağını belirtir.

Para faktörünü işin içine dahil ettiğinizde, eğrinin biraz daha sağa kayacağını, çünkü sağlığınız doğal düşüşe geçerken servetinizin artma eğiliminde olduğunu ve bu da daha kaliteli deneyimler için daha fazla harcanabilir gelire sahip olmanız anlamına geldiğini açıklar. Ancak, eğrinin çok fazla sağa kaymayacağını, çünkü çok yaşlı olduğunuzda tiyatro oyuncularını duyamayacak veya tuvalet sırası bekleyemeyecek kadar yaşlı olacağınızı belirtir.

Para bir faktör olsa bile, yaşamak istediğiniz deneyimlerin büyük çoğunluğunun orta yaşın yaklaşık 20 yıl içinde (yani kabaca 20 ila 60 yaş arasında) gerçekleşmesi gerekeceğini bulacaksınız. İnsanların emeklilik için tasarruf etmekten çok bahsettiğini, ancak tipik emeklilik yaşından çok daha önce gerçekleşmesi gereken mükemmel ve unutulmaz yaşam deneyimleri için tasarruf etmek hakkında çok daha az konuşulduğunu söyler.

Yazar, zaman kovaları egzersizinin, yaşam yolculuğunuzdaki çeşitli aşamaların farkındalığını artırmak için basit ama derin bir araç olduğunu ve bu farkındalığın, yaşam enerjinizi en üst düzeye çıkarmak için deneyimlerinizi bilinçli olarak planlamanıza yardımcı olduğunu ima eder. Otomatik pilottan kaçınarak, zamanınızın kıt bir kaynak olduğunu kabul ederek ve parayı sağlık ve boş zaman için takas ederek hayatınızı dengelemenin ve yaşamın her mevsiminde deneyimleri yakalamanın önemini vurgular.

Son olarak, yaşamın farklı evrelerinde faaliyete geçebilecek deneyimler düşünülerek, şu anda zaman kovalarına koyulacak deneyimleri belirlemeyi ve eğer direnç varsa, şimdi yapmamanın riskini göz önünde bulundurmayı önerir. Ayrıca, özellikle çocuklarla birlikte, hayatın o aşaması sona ermeden önce önümüzdeki bir veya iki yıl içinde daha fazla yapmak istediğiniz deneyimleri düşünmeyi tavsiye eder.

Net Varlık Zirvenizi Bilin

Bu bölümün temel amacı, ömrünüz boyunca toplam yaşam keyfinizi en üst düzeye çıkarmak için paranızı ne zaman harcamaya başlamanız gerektiğini bilmek üzerine odaklanmaktadır. Yazar, net varlığınızın hayatınızda en yüksek noktaya ulaşması gereken o “özel noktayı” bulmayı önerir ve bu noktaya net varlık zirvesi veya sadece “zirveniz” adını verir .

Kitabın genel hedefi olan “sıfırla ölme” prensibi bağlamında, yazar neden net varlığınızın sürekli artmaya devam etmemesi gerektiğini açıklar. Eğer net varlığınız 60’larınızdan 70’lerinize ve sonrasına doğru tırmanmaya devam ediyorsa, sıfırla ölmenin mümkün olmadığını belirtir. Dolayısıyla, bir noktada ömür boyu birikimlerinizi kullanmaya başlamanız gerektiğini vurgular. Eğer harcamaya başlamazsanız, harcanmamış parayla öleceksiniz, bu da kazanabileceğiniz kadar çok deneyim puanı kazanmadığınız anlamına gelir. Bu nedenle, net varlığınızın ulaşması gereken en yüksek seviyeye ulaştıktan sonra, o deneyimlerden hala bolca keyif alabilecek durumdayken paranızı harcamaya başlamanız gerekir. Bu nokta sizin zirvenizdir.

Sıfırı Görmek Kitap Arka Kapak

Yazar, bu zirvenin zamanlamasını şansa bırakmamanız gerektiğini söyler; paradan ve hayattan en iyi şekilde yararlanmak için bu tarihi kasıtlı olarak belirlemelisiniz.

Ancak, parayı harcamaya başlamayı düşünmeden önce çok önemli bir uyarı yapar: Hayatınızın geri kalanında geçinebilecek kadar paraya sahip olduğunuzdan emin olmalısınız. Bu bölümdeki tavsiyenin, sorumsuz harcamayı teşvik etmek amacı taşımadığını belirtir. Zirveyi bir tarih olarak düşünme tavsiyesi, yalnızca belirli bir tasarruf eşiğine ulaşmış kişiler için geçerlidir. Yazar, finansal tavsiye vermediğini ve kişisel durumunuzu bir mali müşavir veya muhasebeci gibi bir profesyonel ile görüşmenizin iyi bir fikir olduğunu yineler.

Hayatta kalma eşiğinin, temel asgari miktar olduğunu, yani başka hiçbir geliriniz olmadan sadece hayatta kalmak için biriktirmeniz gereken para miktarı olduğunu açıklar. Bu eşik, yıllık yaşam maliyetinize ve beklenen kalan ömür sürenize bağlıdır. Örnek bir hesaplama yöntemi sunar, yıllık hayatta kalma maliyetinin, beklenen kalan yaşam süresiyle çarpılması gerektiğini, ancak faizin bu miktarı düşürdüğünü belirtir. Basit bir formül önerir: hayatta kalma eşiği = 0.7 × (bir yıl yaşama maliyeti) × (kalan yaşam süresi). Bu eşiğin asgari olduğunu ve bu miktara ulaştığınızda bile daha yüksek yaşam kalitesi için çalışmaya devam etmenin mantıklı olabileceğini ekler. Konut sermayesi veya yıllık gelir sigortası gibi varlıkların da bu eşiğe ulaşmak için kullanılabileceğini belirtir.

Hayatta kalma eşiğini karşıladığınızda, net varlık zirvenizi düşünmenin bir sayı (belirli bir dolar miktarı) değil, biyolojik yaşınıza bağlı belirli bir tarih olduğunu belirtir. Geleneksel finansal tavsiyenin genellikle belirli bir dolar hedefine ulaşmaya odaklandığını eleştirir. Böyle bir sayı hedefinin birçok insan için ana hedef olmaması gerektiğini savunur, çünkü psikolojik olarak hiçbir sayı yeterli gelmeyecektir. Bu durumun, insanların otomatik pilottan çıkarak daha fazla çalışmaya ve hayatlarının en iyi deneyimlerini ertelemeye yol açabileceğini söyler.

Neden bir sayı yerine bir tarih olarak düşünmeniz gerektiğini açıklarken, deneyimlerden keyif almanın para, boş zaman ve sağlığın bir kombinasyonunu gerektirdiğini hatırlatır. Daha fazla para biriktirmek için daha fazla yıl çalışarak, paranızı artırırsınız ama aynı zamanda en az para kadar değerli olan boş zaman ve sağlığınızı kaybedersiniz. Daha fazla paranın her zaman daha fazla deneyim puanına eşit olmadığını vurgular. Ekstra para kazanmak için harcanan yılların, o yıllarda yaşanabilecek deneyim puanlarını karşılamadığını belirtir.

Zirvenin, kronolojik yaştan farklı olan, genel sağlığın bir ölçüsü olan biyolojik yaşınıza bağlı olduğunu söyler. Daha sağlıklı olan (biyolojik yaşı daha düşük olan) kişilerin daha sonra bir zirveyi hedeflemesi gerektiğini, yani sıfıra doğru harcamaya başlamadan önce daha uzun süre biriktirmeye devam etmeleri gerektiğini belirtir. Sağlanan kaynaklara göre, çoğu insanın net varlık zirvesine 45 ile 60 yaşları arasında (kronolojik yaş olarak) ulaştığını gösteren simülasyonlar olduğunu belirtir. Çok sağlıklı kişiler için bu aralığın daha yüksek olabileceğini, hastalık durumunda ise daha erken olacağını ekler. Kazanç artışının da zirvenin zamanlamasını etkilediğini, hızlı kazanç artışı olanların zirveye daha erken ulaştığını belirtir.

Tüm bunların sizin için anlamı şudur: Çoğu insanın, geleneksel olarak önerilen 65 veya 62 yaşından çok daha önce servetlerini harcamaya başlamaları gerekir. Eğer beklerseniz, büyük olasılıkla harcamayacağınız para için gereğinden fazla çalışmış olursunuz.

Eğer işinizi seviyorsanız ve bırakmak istemiyorsanız, zirvenize ulaştıktan sonra harcamaya başlamak için işten ayrılmanıza gerek olmadığını belirtir. İşinizi sevmeye devam edebilirsiniz, ancak sıfırla ölmek için harcamalarınızı artırmanız gerektiğini söyler. Erken “altın yıllarınızdan” en iyi şekilde yararlanmak için işten ayrılmadan yapılabilecek diğer stratejiler arasında daha fazla harcama yapmak ve mümkünse çalışma saatlerini azaltmak (aşamalı emeklilik programları gibi) yer alır.

Parayı azaltma zorluğundan bahseder. Zirvenizi belirledikten sonra, harcamaya başlamanız gerekir. Bu, sağlıklı ve varlıklı olduğunuz “gerçek altın yıllarınızda” (45-60 yaş arası) insanların genellikle harcadığından daha fazla harcayacağınız anlamına gelir, çünkü çoğu insan geleceğe yönelik tasarruflarını hayatın çok daha ileri dönemi için biriktirir. Grafiksel olarak, yaşlılıkta harcama genellikle orta yaşlara göre daha düşüktür, çünkü yaşlılar deneyimlere harcayacak sağlık seviyesine genellikle sahip değildir. Bu nedenle, orta yaşlarınızda çoğu insandan önemli ölçüde daha fazla harcama yapmazsanız, sıfırla ölemeyeceksiniz.

Bölüm, yaşamınızdaki çeşitli aşamaların farkındalığını artırmak için “Zaman Kovalarınızı Yeniden Düzenleme” egzersizini periyodik olarak (örneğin her beş veya on yılda bir) tekrarlamayı önererek kapanır. Orta yaşta birçok insanın, kariyer ve çocuklarla ilgilenmekten meşgul oldukları için eskiden kendilerine keyif veren şeyleri unuttuklarını belirtir. Emekliliğe genellikle ne yapacaklarına dair belirsiz fikirlerle girdiklerini veya sadece ilk bir veya iki yıl için planları olduğunu, bu yüzden amaçsız hissedebileceklerini söyler. Bu amaçsızlık hissinin endişe ve depresyona yol açabileceğini ekler. Zirveye yaklaştığınızda zaman kovalarını yeniden düzenlemenin özellikle önemli olduğunu belirtir.

Ayrıca, biyolojik yaşınız ve sağlığınız hakkında bilgi almak için bir doktora danışmanızı önerir. Kendi sağlığınız ve geçmişinize dayanarak, sevdiğiniz aktivitelerden alacağınız keyfin ne zaman fark edilir şekilde azalmaya başlayacağını ve bu düşüşün sevdiğiniz aktiviteleri nasıl etkileyeceğini düşünmenizi tavsiye eder.

Cesur Ol, Aptal Olma

Bu bölümün temel prensibi şudur: Hayatınızda risk almanız gereken zamanlar vardır, ancak bunu akıllıca yapmalısınız. Kitabın genel felsefesi olan “sıfırla ölme” ve “deneyim puanlarını” maksimize etme bağlamında, yazar risk almanın, özellikle belirli zamanlarda, yaşam deneyimlerinizi artırmanın önemli bir yolu olduğunu savunur.

Bölüm, Dallas Mavericks’in sahibi Mark Cuban’ın gençlik yıllarındaki hikayesiyle başlar. Cuban, 12 yaşında çöp torbası satmak, 16 yaşında pul alıp satmak gibi işler yaparak büyüdü. Üniversiteyi dans dersleri vererek ve bir kampüs barı işleterek bitirdi. İlk işinden kovulduğunda, çok az eşyasıyla Dallas’a taşındı ve bilgisayar danışmanlık şirketi MicroSolutions’ı kurdu. Birkaç yıl sonra bu şirketi 6 milyon dolara satıp beş yıl emekli oldu. Yazara göre, Cuban’ın bu cesur adımlarının hiçbiri ona riskli gelmiyordu çünkü “Hiçbir şeyim yoktu,” diye hatırlıyordu. “Bu yüzden kaybedecek hiçbir şeyim yoktu, değil mi? Her şey denemekle ilgiliydi.”

Yazar, Cuban’ın durumunu asimetrik risk olarak tanımlar: olası başarının getirisinin, olası başarısızlığın maliyetinden çok daha büyük olduğu durum. Kaybedecek çok az şeyiniz (veya hiçbir şeyiniz) varken ve potansiyel getiri çok yüksekken, cesur adımı atmamak aslında daha risklidir. Adım atmamanın olumsuz yanı duygusaldır: potansiyel olarak bir ömür boyu pişmanlık ve “Acaba?” sorusu. Şansınızı denemenin olumlu yanı her zaman duygusal faydaları içerir; işler yolunda gitmese bile, bir amacı tüm kalbinizle takip etmiş olmanın gururunu yaşarsınız. Hatta “olumsuz” deneyimler bile pozitif anı temettüleri getirebilir. Yani, cesur olmak gelecekteki mutluluğunuza bir yatırımdır ve bu nedenle “tatmin eğrisinin” altındaki alanı maksimize etmenin bir başka yoludur.

Çoğu fırsat aşırı bir asimetrik risk sunmasa da, üzerinde düşündüğünüzde olumsuz yanının düşündüğünüz kadar yüksek olmadığını sık sık görürsünüz.

Yazar, cesur olmakla ilgili olarak yaşın veya zamanlamanın kritik önemini vurgular. Tıpkı deneyimlere erken yaşta yatırım yapmanın getirisi gibi, cesur olmak için de daha iyi zamanlar vardır. Genel kural şudur: Ne kadar gençseniz, o kadar cesur olmalısınız. Fiziksel riskler bunu kolayca gösterir; yazarın 50 yaşında garajının çatısından atlamaya çalışmasının aptallık olacağını belirtmesi gibi. Gençken daha az kaybedecek şeyiniz vardır (daha az sorumluluk, daha az bağımlı olan insan) ve daha fazla zamanınız vardır. Başarısız olsanız bile, toparlanmak için çok zamanınız vardır (“yeniden yükleme yapabilirsiniz”). Yaşlandıkça, risk ve getiri arasındaki denge değişir ve bazı fırsat pencereleri sonsuza dek kapanır.

Kariyer seçimleri iyi bir örnektir. Aktör olmak gibi rekabetçi bir alanda şansınızı denemek, 20’li yaşlarınızın başında çok daha mantıklıdır. Başarısız olursanız, hala ofis işine dönebilir veya yeni bir beceri öğrenebilirsiniz. Ancak 50’li yaşlarınızda Hollywood’a taşınmak iyi bir plan değildir. O yaşta genellikle size gerçekten bağımlı olan insanlar (eş, çocuklar) vardır ve başarısızlığınız onları da etkiler. Ayrıca, potansiyel getiriler de daha düşüktür. En iyi senaryoda bile, o başarıdan keyif almak için daha az yılınız olacaktır. Yazar, emekliliğe kadar bekleyip cesur adımları o zaman atmayı “büyük bir hata” olarak nitelendirir. “Emekli olunca bunu yapacağım” düşüncesi yanlıştır; sağlık ve enerjinizin yüksek olduğu yıllar çok kısadır.

Peki insanlar neden gençken risk alma fırsatlarını değerlendiremiyor? Yazar bunun nedeninin genellikle olumsuz yanını zihinlerinde büyütmeleri olduğunu söyler. Evsizlik gibi gerçekçi olmayan en kötü senaryoyu düşünürler. Bu korkulu düşünce, karşı karşıya oldukları riskteki asimetriyi görmelerini engeller. Yazar, genç bir arkadaşı Christine’i, onu mutsuz eden işinden ayrılması için nasıl cesaretlendirdiğini anlatır. 25 yaşında, kaybedecek çok az şeyi olduğunu ve başarısız olsa bile toparlanacak zamanı olduğunu vurgular.

Taşınma ve seyahat etme konusundaki isteksizlik de insanların cesur adımlardan kaçınmasının bir yoludur. İnsanlar genellikle sadece iki veya üç kişiden (aile, arkadaşlar) uzak kalmaktan korktukları için yeni bir yaşam macerası aramazlar. Yazar, bu tür korkuların ölçülmesi gerektiğini önerir. Örneğin, daha fazla kazanacağınız bir iş için taşınmakla, arkadaşlarınızla/ailenizle ilişkilerinizi kaybetme korkusu arasındaki dengeyi düşünmek. Yazarın kendi deneyimi, New York’taki rahat işinden ayrılıp Teksas’ta riskli bir trader işine geçmesi, bu mantığı destekler. Başarısız olsaydı New York’a dönüp tekrar broker olabilirdi; yani kaybedecek çok az şeyi vardı ve denemek onu gururlandıracaktı. Bu mantık, herhangi bir ölçekteki durum için geçerlidir.

Yaşlı bir insan olarak nasıl cesur olunur?

Yazar, yaşlılıkta cesur olmanın yolunun, zor kazanılmış paranızı harcama cesaretini göstermek olduğunu söyler. Bu, “Zirvenizi Bilin” bölümünde anlatılanlarla bağlantılıdır. Hayatınızın geri kalanını daha tatmin edici şeyler yaparak geçirmek için bir kariyerden vazgeçme cesaretini göstermektir. Yazar, çoğu insanın hayatlarını boşa harcamaktan çok, paralarının bitmesinden daha fazla korktuğunu belirtir ve bu durumun değişmesi gerektiğini söyler. En büyük korkunuzun, 80 yaşında x sayıda dolara sahip olup olmayacağınız değil, hayatınızı ve zamanınızı boşa harcamak olması gerektiğini savunur.

Sonuç olarak, yazar risk alma toleransının kişiden kişiye değiştiğini kabul eder ve belirli bir risk seviyesi önermez. 

Ancak şu noktaları ekler:

Ne kadar risk alma konusunda rahat olursanız olun, cesur adımları genellikle daha genç yaşta atmak daha iyidir (daha yüksek potansiyel getiri, daha düşük olumsuzluk).

Hareketsizliğin riskini küçümsemeyin. Güvenli yolda kalmak güvenli hissettirse de, kaybedeceğiniz şey yaşayabileceğiniz hayattır. Güvenlik kazanırken deneyim puanları kaybedersiniz. Örneğin, belirli risklerden kaçınırsanız, 10.000 yerine 7.000 deneyim puanı alırsınız, yani %30 daha az tatmin edici bir hayat yaşarsınız. Bu kaybın size sağlanan huzura değip değmediği kişisel bir karardır.

Düşük risk toleransı ile basitçe korkmak arasında bir fark vardır. Korku, gerçek riski abartma eğilimindedir. Cesur adımlar atarken ani korku reaksiyonlarınız varsa, en kötü senaryoyu düşünün. İşsizlik sigortası, özel sigortalar veya aileden yardım gibi güvenlik ağlarını düşündüğünüzde, en kötü senaryo muhtemelen düşündüğünüz kadar kötü değildir. Bu durumda, olumsuzluk genellikle oldukça sınırlıdır, ancak potansiyel getiri sonsuz olabilir.

Bölüm, aşağıdaki tavsiyelerle sona erer:

Sizin için riski az olan ancak fırsat sunan, almadığınız fırsatları belirleyin. Daha gençken daha fazla şans almanızın daha iyi olduğunu unutmayın. Sizi engelleyen korkulara (mantıklı veya mantıksız) bakın. Mantıksız korkuların hayallerinizin önüne geçmesine izin vermeyin. Her an bir seçiminiz olduğunu fark edin. Yaptığınız seçimler önceliklerinizi yansıtır, bu yüzden bu seçimleri bilinçli olarak yaptığınızdan emin olun.

Sıfırla Ölme: İmkansız Bir Hedef, Değerli Bir Amaç 

Bu bölüm, kitabın temel felsefesini özetler ve “sıfırla ölme” hedefini nihai bağlamına oturtur. Yazar, sıfırla ölme hedefinin aslında imkansız bir görev olduğunu açıkça belirtir. Hiç kimse tam olarak ne zaman öleceğini bilemez, bu nedenle son nefesini aldığında cebinde birkaç dolar veya bankada yüzlerce doların kalması kaçınılmazdır. Yani, teknik olarak bu hedefe tam olarak ulaşılamaz.

Ancak, bu imkansız görevin değerli bir amaç olduğunu savunur. Neden mi? Çünkü bu hedefi benimsemek ve ona doğru ilerlemeye çalışmak, sizi doğru yöne iter. Bu doğru yön, odak noktanızı yalnızca para kazanmak, biriktirmek ve zenginliğinizi maksimize etmekten, mümkün olan en iyi hayatı yaşamaya doğru kaydırmaktır. Sıfırla ölme hedefini akılda tutarak, hayattan, tersi durumda alacağınızdan daha fazlasını elde edeceğinize emin olursunuz.

Yazar, bu durumu dini ideallere ulaşmaya çalışmaya benzetir. Milyonlarca insan İsa, Musa veya Muhammed gibi olmaya çalışır, ancak çok azı buna yaklaşabilir. Yine de bu idealleri takip ederek daha nazik, daha bilge veya daha cesur hale gelirler. Aynı şekilde, sıfırla ölme idealini tam olarak tutturamazsınız, ancak denemezseniz ulaşabileceğinizden daha yakına ulaşırsınız. Bu, hayatınızı sonuna kadar yaşamak ve sahip olduğunuz tek hayatı kurtarmak anlamına gelir.

Yazar, okuyucuyu, hayatı yaşamanın standart ve geleneksel yaklaşımlarını (iyi bir iş bulmak, sonsuz saatler boyunca çok çalışmak ve altmışlı veya yetmişli yaşlarda emekli olup “altın yıllarını” yaşamak) yeniden düşünmeye teşvik eder. Bu geleneksel yaklaşımın sorunu, sağlık ve yaşam enerjinizin azalmaya başladığı zamana kadar beklemeyi gerektirmesidir. Çoğu insanın hayatı boyunca harcayamayacağı büyük bir para yığını biriktirmeye odaklanmak yerine, hayatınızı hemen şimdi sonuna kadar yaşamanızı önerir.

Bu, şu eylemleri içerir:

Akılda kalıcı yaşam deneyimlerinin peşinden gitmek. Kitabın başından itibaren vurgulandığı gibi, hayat, deneyimlerin toplamıdır. Bu deneyimler, gelecekte yaşayacağınız ve üzerine “emekli olacağınız” anıları oluşturur.

Parayı çocuklarınıza en iyi kullanabilecekleri zaman vermek. Bu, ölümden sonra miras bırakmak yerine, onlar hayattayken vermeyi ve genellikle 26 ila 35 yaşları gibi, paranın hayatlarında en büyük etkiyi yaratabileceği zamanı hedeflemeyi içerir.

Hala hayattayken hayır kurumlarına bağış yapmak. Yazar, paranın hayır kurumları tarafından ne kadar çabuk kullanılabileceğinin önemli olduğunu ve bağışın şimdi yapılmasının daha büyük bir etki yaratacağını belirtir.

Sonuç olarak, yazar, hayatın işinin anı biriktirmek olduğunu bir kez daha hatırlatır. Bölüm, okuyucuya bir soruyla meydan okur: “Peki ne bekliyorsunuz?”. Bu soru, yaşam enerjisini, zamanı ve sağlığı ertelemek yerine hemen şimdi deneyimlere dönüştürme çağrısıdır. Sıfırla ölme, ulaşılamaz bir sayısal hedef olmaktan çok, hayatı dolu dolu yaşama ve pişmanlık duymadan ilerleme yönünde bir zihniyet değişikliğidir.

Ölüm ve Vergiler Kaçınılmaz, Ama Pişmanlık Önlenebilir!

Bill Perkins adeta bir “hayat koçu” gibi gelip bize diyor ki: “Paranı mezara götürme, giderken iyi vakit geçirdiğine dair bir not bırak!” Eğer hayatınızı bir Excel tablosu gibi yaşamaktan sıkıldıysanız, bu kitap size ilham verebilir.

Son söz: “Bir gün öleceksin. O gün geldiğinde, hesapta kalan sıfır değil, yaşadığın anların değeri olsun.”

Not: Bu yazıyı okuduktan sonra banka hesabınızı kontrol edip panik yapmayın. Perkins’in dediği gibi, “akıllıca harca”, “deli gibi değil”. 😉

Keyifli okumalar ve bol deneyimler dilerim!

Yorum gönder