Bill Perkins Sıfırı Görmek

Sıfırı Görmek Kitap Notları – 2

.
Bu yazı 4150 kelimeden oluşmaktadır ve okuma süresi yaklaşık 14 dakikadır.

Merhabalar!

Bill Perkins’in kaleme aldığı “Sıfırı Görmek” kitap notlarına kaldığımız yerden devam ediyoruz. 

Notların birinci bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.

Haydi, şimdi devam edelim… 

Deneyime Yatırım Yapın, Erken Başlayın

Temel fikir, yaşamınızın, yaşadığınız tüm deneyimlerin toplamı olduğudur. Geriye dönüp hayatınıza baktığınızda, yaşamınızın ne kadar dolu geçtiğine dair yargınızın, bu deneyimlerin zenginliği tarafından belirleneceği belirtilir. Bu nedenle, kendiniz için istediğiniz türden deneyimleri planlamak için biraz düşünce ve çaba harcamanın mantıklı olduğu ifade edilir. Bu kasıtlı planlama olmadan, genellikle kültürün alışıldık, varsayılan yolu olan “otomatik pilottan” gitmeye mahkum olursunuz. Yazar, bu şekilde hedefinize (ölüme) ulaşacağınızı, ancak muhtemelen kendiniz için aktif olarak seçeceğiniz bir yolculuk yaşamadan varacağınızı söyler.

Yazar, yaşamın anılar biriktirmekle ilgili olduğu fikrinin babasının ömrünün sonuna doğru kendisi için daha anlamlı hale geldiğini anlatır. Babasının fiziksel yetenekleri çok azaldığında ve seyahat etme riski çok yüksek olduğunda, yazar ona eski bir Rose Bowl sezonunun dijitalleştirilmiş öne çıkan anlarının yüklendiği bir iPad hediye etmiştir. Babası bu hediyeyi çok sevmiş, izlerken gülmüş, ağlamış ve anılarını yâd etmiştir. Yazar bu deneyimle, bir daha yeni deneyimler edinemeyecek kadar yaşlıyken bile, yaşanan hayata dönüp bakmanın keyif verebileceğini ve anılarınızla emekli olduğunuzu fark ettiğini belirtir.

Bu fikir, genellikle emeklilik hakkında duyduklarımıza tamamen zıttır. Geleneksel öğütler, yaşamın kışı için para biriktirmemiz gerektiğini vurgular. Ezop’un Karınca ve Ağustosböceği masalının bilinen versiyonu, tüm yaz oynayan ağustosböceği aç kalırken, tahılını toplayan karıncanın rahat ettiğini anlatır ve doğru olanın karınca olduğunu ima eder. Ancak yazar, bu masalın geleneksel anlatımının, kültürümüzün karıncanın erdemlerini -sıkı çalışma ve erteleme- diğer erdemler pahasına fazla vurguladığını düşünmesine yol açtığını belirtir. Sonuç olarak, ağustosböceğinin de bir noktayı yakaladığını takdir edemeyiz. Yazar, ağustosböceğinin biraz biriktirmesinin daha iyi olacağını, ancak karıncanın da biraz yaşaması gerektiğini söyler. Amacı, karınca ve ağustosböceği arasındaki doğru dengeyi bulmaya yardım etmektir. En sevdiği masal versiyonunun ahlak dersi şudur: “Çalışma zamanı ve oyun zamanı vardır”.

Yazar, deneyimlere nicel bir değer atfetmeyi önerir. Bunu yapmanın, farklı deneyim demetlerini karşılaştırmayı mümkün kıldığını ve bunun da ömür boyu doyumu en üst düzeye çıkarmaya yönelik bir adım olduğunu belirtir. Bir deneyime sayısal değer biçmek için, elde ettiğiniz keyfi bir oyunda kazanılan puanlar gibi düşünebilirsiniz. Doruk deneyimler çok puan getirirken, küçük zevkler sadece birkaç puan kazandırır. Bir etkinliğe kaç puan atayacağınız tamamen size kalmıştır, çünkü herkesin değerleri ve ilgi alanları farklıdır. Önemli bir kontrol faktörünün, her yaşta ne kadar zamanı para kazanmaya karşı keyifli deneyimler yaşamaya ayırdığınız olduğunu vurgular.

Yazar, yaşamın sadece deneyimlerin toplamı olmadığını, aynı zamanda deneyimlerin bir yatırım olduğuna inandığını belirtir. Geleneksel yatırımların (hisse senedi, tahvil, gayrimenkul) gelecekte gelir elde etme mekanizmaları olduğunu açıklar. Daha geniş bir anlamda, eğitime yapılan harcamaların “insan sermayesine yatırım” olarak adlandırıldığını ve gelecekte daha yüksek gelir getirebileceğini belirtir. Daha da radikal bir fikir olarak, bir yatırımın getirisinin finansal olmak zorunda olmadığını öne sürer. Tıpkı çocuğunuza yüzmeyi veya bisiklete binmeyi öğretmek gibi, deneyimlere zaman veya para harcadığınızda, bunlar sadece o an için keyifli olmakla kalmaz, aynı zamanda sürekli bir getiri sağlar: hafıza temettüsü.

Hafıza temettüsü, insanların anıları olduğu için ortaya çıkar. Bir deneyim yaşadığınızda, o anki keyfi alırsınız, ancak aynı zamanda daha sonra yeniden yaşayabileceğiniz anılar da oluşturursunuz. Orijinal deneyimi her hatırladığınızda, o deneyimi zihinsel ve duygusal olarak yeniden yaşayarak ek bir deneyim elde edersiniz. Bu yeniden yaşama, bazen orijinal deneyimden daha fazla keyif getirebilir. Yazar, bir deneyime para harcamanın sadece deneyimin kendisini değil, aynı zamanda o deneyimin yaşamınızın geri kalanında getireceği tüm temettülerin toplamını da satın aldığınızı söyler.

Bu fikir, deneyim puanları açısından düşünüldüğünde daha netleşir. Orijinal deneyimi temsil eden dikey bir çubuk, aldığınız keyfin sadece başlangıcıdır. Hafıza temettüsü sayesinde, orijinal deneyimi her hatırladığınızda ek küçük bir çubuk alırsınız. Tüm bu küçük çubukları bir araya getirdiğinizde, orijinal deneyimi temsil eden çubuk kadar uzun, hatta bazen daha uzun olabilen ikinci bir çubuk elde edersiniz. İkinci çubuğun daha uzun olmasının bir yolu, tıpkı paranın bankada bileşik faiz kazanması gibi, anı temettülerinin de bileşik faiz kazanmasıdır. Bu, anıyı başkalarıyla paylaştığınızda olur. Anıları paylaşmak, kendi başına bir deneyimdir . Tıpkı  iletişim kurmak, gülmek, bağ kurmak, tavsiye vermek, yardım etmek gibi. Deneyimler yaşayarak sadece daha ilgili ve ilginç bir yaşam sürmekle kalmaz, aynı zamanda başkalarıyla paylaşacak daha fazla şeyiniz olur.

Yazar, çoğu insanın deneyimlere yatırım yapmayı düşünmeye alışkın olmadığını ve eğer yatırım yapıyorlarsa, finansal getiriye çok fazla odaklandıklarını belirtir. Arkadaşı Paulie’nin tatil mülkü satın alma kararını bu bağlamda örnek verir. Paulie’nin finansal getiriye odaklanırken, yazarın “deneyimsel getiriye” odaklandığını vurgular. Yazar, paranın tek amacının deneyimlere sahip olabilmek olduğunu ve hafıza temettüsü sayesinde bu deneyimlerin finansal araçlar gibi bir getiri oranı getirdiğini, bazen bu oranın “gülünç derecede yüksek” olabildiğini belirtir.

Yazar, birçok insanın para kazanmanın, biriktirmenin ve yatırım yapmanın amacını unuttuğunu sık sık vurgular. Çoğu insanın “emeklilik” için para biriktirdiğini, ancak paranın amacının deneyimlere sahip olmak olduğunu ve bu nedenle deneyimlere doğrudan yatırım yapmanın dolaylı yoldan yatırım yapmaktan daha mantıklı olduğunu söyler. Yaşlandıkça yaşayabileceğiniz deneyimlerin sayısının azaldığını hatırlatır. Emeklilikte hayatta kalmak için paraya ihtiyacınız olsa da, esas olarak “anılarınızla emekli olacağınız” için, bunlara yeterince yatırım yaptığınızdan emin olmanız gerektiğini belirtir.

Hafıza temettüsü kavramını anladıktan sonra, erken yatırım yapmanın karşılığını fazlasıyla verdiği netleşir. Ne kadar erken yatırım yapmaya başlarsanız, hafıza temettülerinden o kadar uzun süre faydalanabilirsiniz. Yazar, bu yatırım tavsiyesinin standart finansal tavsiyelere benzediğini, Warren Buffett’ın erken yatırım yapma tavsiyesine atıfta bulunarak söyler. Yazar, finansal servet yerine deneyim, macera ve anılar açısından zengin bir yaşam sürdürmeye çalıştığını belirtir. Bu nedenle yatırım tavsiyesi şudur: Hayatınızın deneyimlerine yatırım yapın ve erken başlayın, erken başlayın, erken başlayın.

Gençken parası olmayanların deneyimlere nasıl yatırım yapabileceği sorusuna yanıt verir. Deneyimlere yatırım yapmanın, sahip olmadığınız parayı harcamak anlamına gelmediğini açıklar. Genç, sağlıklı ve yeni şeylere açıkken, çok paraya mal olmayan deneyimlerden bile büyük keyif alabileceğinizi belirtir. Arkadaşı Jason’ın ucuz hostellerde kalarak ve parkta baget yiyerek Avrupa’da unutulmaz bir gezi yaptığını örnek gösterir. Gençken ve nakit sıkıntısı çekerken, yazarın tavsiyesi, ücretsiz veya neredeyse ücretsiz deneyimleri keşfetmektir. Yazar, çoğu insanın bu tür fırsatlardan yeterince faydalanmadığını düşünür.

Yazar, yetişkin olarak birçok deneyimi seçme özgürlüğüne sahip olduğunuzu belirtir. Zamanınızı ve paranızı nereye, ne zaman yatıracağınıza kendiniz karar verirsiniz. Paranızı ve zamanınızı nasıl harcayacağınız konusunda bilinçli seçimler yapmanın, yaşam enerjinizi en iyi şekilde kullanmanın özü olduğunu vurgular.

Bu bölümün sonunda verilen öneriler şunlardır:

“Erken” olanın şimdiki zaman olduğunu hatırlayın. Daha önce düşündüğünüz deneyimlerden, bugün, bu ay veya bu yıl yatırım yapmaya uygun olanları düşünün. Eğer şimdi onları yaşamaya direniyorsanız, şimdi yaşamamanın riskini göz önünde bulundurun.

Deneyimleri kiminle yaşamak istediğinizi düşünün ve bu deneyimleri ertelemek yerine daha erken yaşamaktan elde edeceğiniz hafıza temettülerini hayal edin. Hafıza temettülerinizi nasıl aktif olarak artırabileceğinizi düşünün. Deneyimlerinizin daha fazla fotoğrafını çekmek size yardımcı olur mu? Geçmişte iyi zamanlar geçirdiğiniz insanlarla buluşmalar planlamak? Bir video veya fotoğraf albümü derlemek?

Sıfır Parayla Ölmenin Değeri

Yazar, otomatik pilotta yaşamanın kolay olduğunu ancak dolu ve optimal bir yaşam sürmek için yaşamı bilinçli olarak yönlendirmek gerektiğini vurgular. Bu bölüm özellikle, asla harcamayacağınız parayı kazanmak ve biriktirmekten kaynaklanan israfı ele alır ve bu israfı ortadan kaldırmak için güzel bir çözüm önerir.

Yazar, hayat enerjinizin boşa gitmesinin başka bir yolu olarak asla harcamayacağınız parayı kazanmak için harcadığınız saatleri gösterir. Kurgusal bir karakter olan Elizabeth örneğini verir: 45 yaşında, yılda 60.000 dolar kazanan ve haftada ortalama 50 saat çalışan bir kadın. Vergiler ve kesintiler sonrası saatlik net kazancı 19.56 dolardır. Elizabeth, 65 yaşında işi bıraktığında 770.000 dolar biriktirmiştir. Yılda 32.000 dolar harcayarak parasının 24 yıldan biraz fazla yeteceğini hesaplar. Ancak 85 yaşında (işi bıraktıktan 20 yıl sonra) ölür ve geride 130.000 dolar bırakır. Yazar, geride bırakılan bu 130.000 doların korkunç bir israf olduğunu belirtir. Bu para, Elizabeth’in yaşayabileceği deneyimler için harcanabilirdi. Daha da önemlisi, bu parayı kazanmak için harcadığı saattir: 130.000 doları saatlik net kazancına böldüğünde 6.646 saatten fazla bir süre ortaya çıkar. Bu, Elizabeth’in asla harcamadığı para için iki buçuk yıldan fazla bir süre boyunca haftada 50 saat bedavaya çalıştığı anlamına gelir. Yazar bunu bir hayat enerjisi israfı olarak nitelendirir.

Yazarın mantığına göre, hayat enerjinizi israf etmemek için ölmeden önce tüm paranızı harcamayı hedeflemelisiniz. Bu hedefin, mühendislik eğitimi ve israftan nefret eden kişiliği nedeniyle kendisi için tartışılmaz olduğunu belirtir. Bu “sıfır parayla ölme” fikrinin yeni olmadığını, 1950’lerde Nobel ödüllü ekonomist Franco Modigliani’nin Yaşam Döngüsü Hipotezi (LCH) ile benzer bir düşünce ortaya attığını belirtir. Modigliani’ye göre, parasından ömrü boyunca maksimum faydayı elde etmek için, bir ekonomistin dediği gibi, “zenginliğin ölüm tarihinde sıfıra inmesi” gerekir. Modigliani, tam olarak ne zaman öleceğinizi bilmemeniz durumunda bile, yaşayabileceğiniz en ileri yaşı varsayarak paranızı o yaşa kadar yaymanız gerektiğini öne sürmüştür.

Yazar, bu hedefe “nasıl” ulaşılacağından bahsetmeden önce, insanların sıfır parayla ölme fikrine karşı yaygın itirazlarını ve korkularını ele alması gerektiğini söyler. Bunlardan biri, birçok insanın parası tükenmekten korkmasıdır. Diğer bir itiraz, işini seven insanların “işim eğlenceli ve tatmin edici bir deneyimse, kazandığım para sadece bir yan üründür, neden harcamadığım için endişeleneyim?” diye sormasıdır. Yazar, işi sevmenin harika olduğunu kabul eder. Ancak, işi sevseniz bile, para kazanmakla ilgili olmayan deneyimlere biraz zaman ayırmanın daha iyi olacağını savunur. Sevdiğiniz bir işten para kazanıyorsanız bile, o parayı harcamamak yine de bir israftır. Bunu bir video oyununda fazladan can kazanıp sonra o canı atmak gibi düşünür. Paranın nereden geldiğinin (sevdiğiniz bir işten mi yoksa mirastan mı) önemli olmadığını, önemli olanın o paranın sizin hayatınızdaki saatlerinizi temsil etmesi ve bu saatleri en iyi şekilde yaşamak için kullanmanız gerektiğini söyler.

En sık karşılaşılan itirazın “Ya çocuklar ne olacak?” sorusu olduğunu belirtir. Bu sorunun kendi başına bir bölümü hak ettiğini söyler. Ancak bu bölümde kısa bir yanıt verir: Sevdiklerinize para bırakabilirsiniz, ancak mirasçılar veya hayır kurumları için ayırdığınız parayı siz ölmeden önce, yani paranın en etkili olacağı zaman diliminde vermeniz daha iyidir. Sıfır parayla ölmek derken, sizin paranızı harcamayı kastettiğini, çocuklarınıza veya başkalarına verdiğiniz paranın artık onların parası olduğunu ve bunun sizin sıfır parayla ölme hedefinizden ayrı tutulması gerektiğini belirtir.

Yazar, insanların parası tükenme korkusunun genellikle aşırı olduğunu düşünür. Örneğin, hayatının son birkaç haftasını hastanede geçirmek için yıllarca çalışıp para biriktirmenin mantığını sorgular; bunun yerine “daha iyi yıllarından” fedakarlık yapmak yerine, zamanı gelince ölmeyi tercih edeceğini söyler. Paranızı bitirme riskine karşı sigorta ürünleri gibi finansal araçların var olduğunu, bunların uzun yaşam riskini (paranızı tüketme riskini) yönetmeye yardımcı olabileceğini belirtir. Bu araçların, ortalama yaşam süresini aşmanız durumunda bile finansal güvenlik sağlamayı amaçladığını açıklar. Kendi kendinize sigorta acenteliği yapmanın (çok fazla para biriktirerek tampon oluşturmanın) genellikle verimsiz olduğunu, çünkü büyük sigorta şirketleri gibi riski havuzlama ve dengeleme yeteneğinizin olmadığını söyler. Bu nedenle, kendi kendinize sigorta yapmaya çalışarak (aşırı biriktirerek) hayat enerjinizi israf etme olasılığınızın yüksek olduğunu vurgular.

Sonuç olarak, yazar sıfır parayla ölmenin değerli bir hedef olduğunu, çünkü hayat enerjisinin büyük bir israfını önlediğini savunur. İnsanların bu fikre karşı duyduğu psikolojik direncin nedenlerini anlamaya teşvik eder.

Gerçek Mirasınız: Para mı, Deneyim mi?

Yazar, “sıfır parayla ölmek” dediğinde insanların gösterdiği en yaygın ve kaçınılmaz tepkinin “Ya çocuklar ne olacak?” sorusu olduğunu belirtir. Bu soru genellikle, paranın ölünce mirasçılara veya hayır kurumlarına kalacağı için israf olmadığını düşünen bir bakış açısını yansıtır. Bazı insanlar bu düşünceyi ahlaki bir duruşla ifade ederek, sıfır parayla ölmeyi bencillik olarak nitelendirebilirler, hatta yazarın çocukları olduğunu bilseler bile. Bu tür yorumları yapanların genellikle ikiyüzlü bir tutum sergilediğini, çünkü söyledikleri kadar çocuklarını önceliklendirmediğini düşünür yazar.

Yazarın bu itiraza kısa yanıtı şudur: “Sıfır parayla ölmek” derken, sizin paranızı harcamanızdan bahsediyorum, çocuklarınızın parasını değil. Çocuklarınız için ayırdığınız para, siz onu onlara verdiğiniz an artık sizin değil, onların parası olur. Önemli olan, bu parayı ölmeden önce, yani siz hayattayken onlara vermenizdir. Gerçek bir “sıfır parayla ölme” planı, çocuklarınız varsa onları planın içine dahil eder, onlara ayırdığınız parayı sizin harcayamayacağınız şekilde ayırmanız gerektiğini belirtir. Bu ayrıntılı planlama, bölümün ilerleyen kısımlarında ele alınır.

Mirasın Sorunları: Parayı Ölünce Vermek

Yazar, parayı miras yoluyla ölünce bırakmanın çok fazla şeyi şansa bırakmak olduğunu savunur. İnsanlar ne zaman öleceklerini bilmezler. Bu rastgele bir tarihte paranın mirasçılara ulaşması, paranın onların hayatlarında en büyük etkiyi yaratacağı zamana denk gelme olasılığının düşük olduğu anlamına gelir. Hatta, öldüğünüzde çocuklarınızın hepsinin hayatta olacağından bile emin olamazsınız.

Federal Rezerv verilerine göre, Amerika Birleşik Devletleri’nde miras alma yaşı genellikle 60 civarında zirveye ulaşır. Yazar, bu yaşın, paranın alıcının yaşam kalitesi üzerinde maksimum etkiyi yaratması için genellikle çok geç olduğunu belirtir. Bir kişinin parasal faydayı veya keyfi en üst düzeyde çıkarabileceği yaş aralığının genellikle 26–35 civarında olduğunu tahmin eder ve 58 yaşının bu optimal noktanın çok ötesinde olduğunu söyler. Alıcının yaşı ilerledikçe, verdiğiniz her doların faydası azalır ve bir noktada para neredeyse yararsız hale gelebilir.

Yazar, mirası “üç R” kuralıyla özetler: Rastgele miktarlarda, rastgele bir zamanda, rastgele kişilere (kimin hayatta olacağı bilinmediği için) vermek. Bunun, gerçekten önemsemekle çeliştiğini, çünkü yıllarca asla harcamayacağınız para için “rastgele gelecek insanlar” için çalıştığınızı ve size en yakın olanların ne zaman ve ne kadar para alacağını önemsemeyebileceğinizi ima ettiğini söyler. Bu rastgelelik, paranın çocuklarınızın hayatında çok geç gelme olasılığını artırır.

Virginia Colin’in hikayesi bu durumu örnekler. Annesi yeterince varlığa sahip olmasına rağmen, Virginia boşanma sonrası yıllarca neredeyse yoksulluk sınırında yaşamıştır. 49 yaşındayken, 76 yaşında ölen annesinden 130.000 dolar miras almıştır. Yazar, bu paranın Virginia’ya finansal olarak mücadele ettiği yıllarda, örneğin 30 yaşındayken verilmiş olsaydı, çok daha büyük bir etki yaratabileceğini belirtir. Annesinin parayı elinde tutmasının arkasında büyük tıbbi gider korkusu gibi korkular olduğunu ima eder. Virginia’nın deneyiminden öğrendiği ders, parayı ölünceye kadar bekletmemek olmuştur.

Niyetlerinizi Eyleme Dönüştürmek: Otomatik Pilot ve Korku

İnsanların çocuklarına yönelik finansal hediyeler konusunda neden daha bilinçli davranmadığının iki temel nedeni vardır: otomatik pilot ve korku. Otomatik pilot, çevredeki herkesin yaptığı şeyi yapmak gibi kolay bir yoldur ve çoğu insan bilinçli seçimler yerine otomatik pilotta yaşar. Bu durum kendi hayatları için geçerli olduğu gibi, çocuklarına karşı davranışları için de geçerlidir.

Korku ise, rasyonel düşünceyi ve bilinçli eylemi engelleyen güçlü bir kuvvettir. Virginia’nın ebeveynlerinde olduğu gibi, yeterli kaynaklara sahip olsalar bile parasız kalma korkusu, parayı gerçekten ihtiyacı olan sevdikleriyle paylaşmalarını engelleyebilir.

Yazar, “Sıfır Parayla Ölme” yönteminin iyi niyetleri eyleme dönüştürmenin daha düşünceli bir yolu olduğunu söyler. Çocuklara verilmek istenen miktarın kasten belirlenmesi ve bu miktarın ölmeden önce verilmesi gerektiğini vurgular. Amerika’da çoğu insanın aksine, mirasın genellikle niyetli hediyeler ile kazara kalan ihtiyati tasarrufların karışımı olduğunu ve verenlerin bile bunun farkında olmadığını belirtir. Eğer niyetiniz açıksa, vermeyi planladığınız miktarı belirleyip onu “ağzınızdan çıkan parayı koyduğunuz yere koyarak” yani söylediğinizi yaparak, ölmeden önce vermelisiniz.

Çocuklarla Geçirilen Zamanın Değeri ve Gerçek Miras

Yazar, bu bölümün büyük ölçüde para vermekle ilgili olsa da, paranın sadece bir araç olduğunu ve gerçek mirasın finansal varlıklar değil, paylaşılan deneyimler ve anılar olduğunu hatırlatır. Hayat amacının, geliri ve serveti değil, yaşam boyu memnuniyeti maksimize etmek olduğunu ve bunun deneyimlerden ve bunların kalıcı anılarından geldiğini tekrar vurgular. Kendi memnuniyetinizi maksimize etmeye çalışırken, çocuklarınızın memnuniyetini de maksimize etmeye çalışmalısınız.

Çocuklarınızın sizden kalan anıları da bir anı temettüsü yaratır. Çocuklarınızın sizi nasıl hatırlamasını istediğiniz, onlarla hangi deneyimleri paylaşmak istediğinizle doğrudan ilişkilidir. Para kazanmak için sürekli çalışan ve çocuklarıyla neredeyse hiç ilişkisi olmayan bir babanın hikayesi, servet bırakmanın, paylaşılan zamanın yerini tutamayacağını gösterir.

Yazar, hayatın “en iyi şeylerinin bedava olmadığı”nı kabul eder; çünkü her eylemin bir fırsat maliyeti vardır. Aileyle zaman geçirmek, para kazanmak için harcanan zamandan feragat etmek anlamına gelir. Çocuklarla geçirilen zamanın değerini ölçmek, neyin gerçekten en iyi olduğunu düşünmeye zorlar: Bazen daha fazla para kazanmak, bazen ise onlarla daha fazla zaman geçirmek. Özellikle zengin insanlar için, temel ihtiyaçlar karşılandıktan sonra daha fazla para kazanmak için çalışmanın, çocuklarla daha az zaman geçirmek anlamına gelebileceği ve bunun aslında çocukların “mirasını” (sizinle geçirdikleri zamanı) tüketebileceği sonucuna varılabilir.

Yapılan araştırmalar, çocuklukta ebeveynlerinden daha fazla sevgi gören genç yetişkinlerin daha iyi ilişkiler kurduğunu, madde bağımlılığı ve depresyon oranlarının daha düşük olduğunu göstermektedir. Ebeveynlerin zaman ayırması, hayat hakkında öğretileri ve ilişki kalitesi, yetişkinlikteki sağlık ve mutlulukla ilişkilidir. Bunlar da para kadar değerli, yeri doldurulamaz deneyimlerdir.

Yardımseverlik de Bekleyemez

Çocuklara para vermeyle ilgili söylenenlerin neredeyse tamamı hayır kurumlarına yapılan bağışlar için de geçerlidir. Para veya zaman bağışının kendinize, sevdiklerinize veya hayır kurumuna yapılması fark etmez, ana prensip aynıdır: Optimal bir zaman vardır ve bu asla öldüğünüz zaman değildir. Robert F. Smith’in Morehouse College öğrencilerine yaptığı gibi, parayı hayattayken vermek en büyük etkiyi yaratır. Eğitim gibi alanlara yapılan bağışların yüksek sosyal getirisi vardır. Hayır kurumları parayı ne kadar erken alırlarsa o kadar çok fayda sağlarlar, çünkü onu hemen kullanabilir veya yatırım yaparak büyütebilirler. Bazı bağışlar hemen kullanılmasa da, genel olarak bağışçıların hediyelerinin ne kadar sürede kullanılacağını sorması teşvik edilir. Bu ilke, milyarlar, binler veya yüzler gibi herhangi bir miktarda bağış için geçerlidir.

Gerçek Mirasınız Şimdi

Yazar, harcama zamanlamasının önemli olduğunu ve ilk kuralının yaşam deneyimlerini maksimize etmek olduğunu tekrarlar. Bu nedenle, parayı hayattayken harcamanız gerektiğini söyler. Çocuklar için optimal verme zamanı 26–35 yaş aralığı olsa da, hayır kurumları için “çok erken” diye bir şey yoktur. Tıbbi araştırmaya erken verilen para, hastalığa karşı daha erken mücadeleye yardımcı olabilir.

Özetle, “Ya Çocuklar Ne Olacak?” bölümü, “Sıfır Parayla Ölme” hedefinin çocuklar için faydalı olmadığını iddia eden yaygın düşünceyi çürütür. Yazar, bunun tam tersine, çocukların (veya hayır kurumlarının) size ayırdığınız parayı ölünce miras almak yerine, hayattayken, onlar için en büyük etkiyi yaratacağı zaman almasının çok daha iyi olduğunu savunur. Bu bilinçli ve zamanında yapılan verme eylemi, hem paranın faydasını en üst düzeye çıkarır hem de sizin asıl mirasınız olan deneyimler ve anılar biriktirmenize olanak tanır.

Devam edecek…

Yorum gönder